50.Sapaktan Sola Lütfen !!!

50.Sapaktan Sola Lütfen !!!

2968 kez görüntülenmiştir.

Dünya üstündeki tek kadın benmişim gibi omuzlarımdaki ağırlığın,bir önceki yaştan ayrılmanın hüznünün sadece ve sadece bana mahsus olduğu yanılgısı ve bu yanılgının getirdiği kemikleşmiş önyargı ile kendime acıma duygusunun birleşiminde ortaya çıkan can sıkıntım !!! 

Fena kafayı takmak ve taktıkça bırakın ikinci,üçüncü şahıslardan gelen tesellileri,kendi kendimi bile teselli edememekteki zorluk.İlerleyen yaşı durduramamak,hergün biraz daha buruşmaya devam eden derinizi ütüleyememek,gözaltlarınızdaki torbaları bağlayamamak,ağrıyan sırtınızı,çabuk yorulmalarınızı,çıkarken tıkandığınız merdivenleri ..............,saymayı aklıma getiremediğim nicelerine sıkılıyor canım.Büyüdükçe neleri kaçırıyorum diye düşündüm de.Zihnimi yokladığımda, mesela Doğan KardeşAnsiklopedimi hatırlıyorum.Bildiğim herşeyi ama nerdeyse herşeyi sanki bu kaynaktan öğrenmiştim ve ardından Küçük Hayat Ansiklopedimizi, bordo kapaklıydı,hiç unutmuyorum.Bugün bile akıl terazimin şaşmamasındaki iki büyük etkendir benim için onlar.Karşı komşumuz çok yoksul olduğu için dört çocuğunun da saçlarını çamaşır deterjanı ile yıkardı.Büyük kızı bize gelerek, araştırma yapacağı zaman bu kitapları kullanırdı,daha sonradan o tıp fakültesini kazanmıştı,bende öğretmen (!) olmuştum ve de çok içerleyerek.Demek ki onun kadar iyi okuyamamışım.Diyeceğim öyle dizi dizi kitaplarımız yoktu evimizde.Pembe-beyaz şeker benzeri küpelerimi,anneannemin bir yurtdışı seyahatinden dönerken getirdiği pembe cüzdanımı,babamın Basra Körfezi dönüşü hediye ettiği strech kot pantalonumu ve yeşil renkli Adidas spor ayakkabılarımı da  asla unutmadım.Siyah deri okul çantalarından almıştı ailem bana.Her akşam tozunu alarak ve derisini koklayarak kitap ve defterlerimi yerleştirirdim içine.Sonra ahşaptan kalemliğim ki (!) çekmeceliydi,o zamanlar herkeste olmazdı.Bigudi alacak param olmadığı için şeritler halinde kesilmiş gazete kağıtlarım,ilk harçlığımla aldığım Coşkun Sabah kasetim ve de çok sonradan hediye edilen walkmanim.Sıkça yedek pil alarak,herkes yattıktan sonra yatağımda dinlediğim Madonna şarkıları.Dükkanımızın günlük hesaplarını tutmak için hergün öğleden sonramı işyerinde geçirmek adına,arkadaşlarımla gidemediğim sinema filmleri,tiyatro oyunları,okul piknikleri.Her çocuk gibi günlük tutardım ve hep ortadaydı.Kardeşiminki ise kilitli dururdu,buna da içerlerdim çünkü benim herşeyim gözönündeydi ama kardeşimin özel alanlarına girmek şöyle dursun bakmak bile imkansızdı.Kimbilir belki de o zamandan beri duygularım da dahil olmak üzere bana ait herşey ortada.Çocukluktan genç kızlığa geçişte değişen vücut ölçülerini saklamaya çalışmak adına erkeksi pantalon ve botlar,yıllarca kalın miyopi camlar ardından dünyaya bakmak (ki 17 yaşında kurtulabilmiştim gözlüklerimden)karşı cinse o camlarla bir bakış bile atamamak ! Sonra büyürken ansızın gelen babasızlık ve bu duygunun iç acıtıcılığı altında tam da genç kız olacak yaşta erken büyümeye mecbur kalmak. Bir anda kadınsı giyinmeler, babayı özledikçe artan ve hatta ona ait bir gömleği yıllarca koklayarak, hep aynı kokuyu duyumsamak, duyumsadıkça da daha çok özlemek! Sokağımızda akşamları yaptığımız voleybol maçlarına, çekirdek eşliğindeki dertleşmelere, soba ateşinin gece duvarda bıraktığı yansımada yapılan el oyunlarına, korkulara, hurafelere, sorulara, Soysal yanındaki Yapı ve Kredi Bankası Kütüphanesi’ne gitmelere son vermek! İnsan büyürken en çok kendini (!) kaçırıyormuş. Yeterince yaşatamadığım çocukluğuma ve genç kızlığıma kendimi nasıl affettiririm bilmiyorum ama o çocuğu özlüyorum. Onun gülen gözlerindeki heyecanı, hayallerini, benden beklentilerini yerine getirmeden, hatta onun varlığını tam da unutarak büyüdükçe ona acı çektirdiğimi biliyorum. İşte tam da bu yüzden büyüdükçe eskiyi daha çok özlüyorum çocuk tekrar çıkıp gelir mi bilmiyorum. Kimse bana gül bahçesi vadetmemişti, yani bana karşı yalancı çıkan yok. Ancak ben içimdeki çocuğa hep daha iyi günler olacağına, onu hep eskisinden mutlu yaşatacağıma dair söz vermiştim. Hepimiz dünya telaşları ile bir yandan diğer tarafa savrulurken bırakın çocukluğumuzu düşünmeyi, gün tamamlamayı marifet sayıyoruz. Aslında bir yerde büyüdükçe eskiyoruz. Ama susturmaya ve dizginlemeye çalıştığım içimdeki küçük çocuğun haykırarak ağlamasını engelleyemiyorum. Ne şeker, ne balon, ne de parka götürme teklifim kabul görmüyor ve anlıyorum ki eskidikçe büyümeye çalışanlar hep acı çekmeye devam ediyorlar.İnsanlar kaybediyoruz, sevdiklerimizi, emeklerimizi, gece gündüz gittiğimiz ama dönüp baktığımızda bir arpa boyu gidemediğimiz yolları kaybediyoruz. Herkes gibi hiçbirimize sorulmadı hangi şartlarda bir hayat yaşayacağımız ve fakat yaşanabilir olması kuvvetle muhtemel yılları da, yaptığımız seçimlerle  kaybetmiş olabiliriz. Her zamanın aklı kendine güzel, beylik laflara gerek yok.Tam da bu melankolideyken Frank Sinatra’ya kulak veriyorum.”It Was A Very Good Year” (Çok İyi Bir Yıldı) diyor

https://youtu.be/TeDfgUvyKHk

Kimbilir belki de bu duyguların şifasıdır bu şarkı.

O halde 50.sapaktan sola lütfen !!! /Meltem

ETİKETLER : "KÜLTÜR SANAT", "MELTEM ÖZDENER", "MAKALELER",
banner2-a banner1-a lasafre pozitera colorado hd flo-sehir
world Ayd Alışveriş konomisi
world Ayd Alışveriş konomisi
wın eurasia fuarı