Bir Zamanlar Meserret Kahvesi..

Bir Zamanlar Meserret Kahvesi..

Bu haber 5144 kez okunmuş ve görüntülenmiştir.

Bir zamanlar EDEBİYAT'ın kalbinin attığı mekanlar! Bugün Kahve Molası'nı Sirkeci'deki MESERRET KAHVESİ' nde veriyoruz.

"Meserret Kahvesi, tüm İstanbul'un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez.” Reşat Nuri Güntekin, kahvenin müdavimlerindendir. “Kınalı Yapıncak” burada doğmuş ve onu dizeleriyle burada emzirmiş şair: “Bittiği yerden başlayan hikâyeler...

Yaşamakla ölmek arasında sıkışş acı hayat… Bazen kısacık mutluluklar, kahve kadar…

Yaşar Kemal, dünya çapında bir yazarımız; O da buradadır ve "BEKLE" der: "Elbet bir gün, bütün çiçekler beyaz açar, Hür ve mes’ut bir şarkı halinde, Penceremizden uzanır nur. İstediğimiz şekilde doğar gün, Dilediğimiz gibi yağar yağmur. Edip Cansever, Funda Otel'e çağırmaktadır, düşüncelerinde seslenir sevdiğine.: "Adını Funda Otel koy, Aklından gelip geçen bir yazın, Ve akşam güneşlerinde orda burda, Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda, İnce ince gezinen turuncu adamların. Adını Funda Otel koy, Sevdamızın da adını, Ayakları dibinde gün batımının."

Orhan Kemal, “Cemile” romanını yazarken sanki bu günler görür gibi der ki: "Ne olacak şu halimiz kardeş? Bizi yek ekmekle muhtaç ettiler. Bir akıl ver bize!" Sirkeci'deki Meserret Kahvesi, yazarlarla gazetecilerin uğrak yeri olmuştur. 1900'lerin başında açılan kahvenin gediklileri arasında Melih Cevdet Anday da vardır; köşesinden katılır arkadaşlarına; Mikado'nun Çöpleri”ni yazıyordur o ara... “Bir meçhul olmuşum, failim ben... Ben kendimi öylesine anladım ki, bıktım kendimden. Hani sabahları ilk sigaramı içtiğim zaman diz kapaklarımdan başlayan sarhoşluğun ne kadar süreceğini bildiğim gibi, içimde olup bitenlerin tümünü biliyorum.”

Muzaffer Buyrukçu, Mehmet Rauf sessizce konuşmaları dinlerken Halit Ziya Uşaklıgil, yazdıklarının yıllar sonra dizi olacağından ve herkesi sarsacağından habersiz olarak şunları yazar: "Bihter, hepsini unutmak isteyerek, kandili hala bütün bütüne yakmadığı için birtakım karartılar yansıtan aynanın karşısına geçiyor, çıplak gövdesine bakıyor, nergisçe bir tutumla hazdan sarsılıyordu. Genç kadın ayna karşısındaydı, vücudunda sevgiler, vurgunluklar duyuyordu. Gülümsüyor, aynadaki aksinden sevda umuyordu."

Necip Fazıl, gelenekçidir. "CANIM İSTANBUL” diye seslenir sevdiği şehre: “Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.” Tüm bu isimler ve diğer edebiyatçılar, yazdıklarını burada tartışıyor, fikir alışverişinde bulunuyorlardı. Sohbet duraklarından biri olan Meserret'in kelime anlamı sevinç ve şenlik demekti. Kuruluş tarihi tam olarak bilinmeyen kahvenin 20. yüzyılın başlarında faaliyette olduğuna dair kayıtlara rastlanıyor.

H. Ziya Uşaklıgil, “Kırk Yıl” adlı kitabında buranın başlangıçta “Yıldız Kıraathanesi” olarak adlandırıldığını, sonra saraydan çekinildiği için "Yaldız"a çevrildiğini belirtir. Bu bina, bir dönemin tarihine tanıklık eden ve bugün okuduğumuz şiirlerin, kitapların ilk satırlarının yazıldığı yer olduğunu bilmek heyecan verici.

Mühr-ü Edebiyat - MESERRET KAHVESİ Salah Birsel,

"Kahveler" kitabından derleyen: Şermin Uysal

ETİKETLER :

ÖNERİLEN HABERLER

DEICMANN BANNER PEGASUS BANNER MG BANNER MC DONALD'S PENTİ İÇ GİYİM
POLİSAN CHAKRA ALIŞ GİDİŞ